| Değişimlerin Temelinde Ne Var? |
- Hasan Ahmet Evliyaoğlu (HaberOnay Editörü) Yazdı
Sistem, insani hasletleri köreltecek derecede, rencide ederek, Türk varlığını koruma zehabına kapılmıştır.Sorunları görmezden gelerek, problem çözülmez. Çözümsüzlüğün boğduğu bir düzleme oturan bu sistem artık iflasını, değişime gebe oluşunu, istemlerin ve duruşların değişimiyle de kendini yenileme isteğini göstermiştir. Artık sistem kendini amorti etme yolundadır.Yeni bir isim ve kimlikle yoluna devam edeceğe benziyor. Bazıları ( sistemin, kendini sahibi zanneden, eski sahipleri) hala kendilerini masallarla avutmaya devam ededursunlar, kendilerini sistemleştirenlerce ekarte edilmişlerdir. Halkların özgürlük çığlıkları, demokratik talepleri sistemin açmazını oluşturmaktadır. Bu istemler o kadar güçlü ki sessiz devrim gerçekleştiren ve halkı öncelediğini söyleyen bir hükümeti bile zorlar haldedir.Hükümet, eskilerin kalıntılarının ayak bağları ile geleceğin özgürlükleri arasında, özgül ağırlık ayarlaması yapmakta zorlanmaktadır. Sistem ezme, sindirme, yok sayma, önemsememe, ötekileştirme, dönüştürme, düşündürmeme, değiştirme ve devirme üzerine kurulmuştur. Bunu asker dipçiğiyle halk üzerinde paranoyak bir baskı unsurlarıyla olması etkinin tepkiye dönüşüm hızını artırmıştır. Zorba bir sistemin zorlama düzeni iflasın eşiğindedir. Yenilenmeden de devletimizin rejimsel zararlarını, verdiği zararlarından bizleri koruyacak şey başkalarının bize yeni Milli Konseptler çizmesinden gelmemelidir. İflasını görmeyen yerli rejim korumalı, dış güç destekli efendi köleler, şu oluşan değişime isyan etmektedirler. Kıskançlık hücrelerini tahripkar bir haldedir. Sindirenlerin rejimi, sinenlerin sesini bir yere kadar kıssa da, artık seslerini yükseltmelerini engelleyemez hale gelmişlerdir. Bu yeni konjektüre de uygun bir hasıladır. Halk devletin baskı ve tehditlerine karşı her zaman bir çözüm yoluna gitmişse de, halkı “göbeğini kaşıyanlar” olarak gören güruh kendilerini küçük gördükleri halk kadar yenileyememişlerdir. Yobaz ve bağnaz dedikleri halk onlardan daha ilerici ve çağdaş bir düşünceye ve yapıya kavuştuğunu görememişlerdir. İsyan eden ve sarayın kapısına dayanan, sosyal patlama karşısındaki halkla dalga geçen kralların yıkıldığına tarih şahadet etmişse, bugün de ülkemizde ki halkını sıkan rejimin de değişme, yıkılma, inkılap olma vakti gelmiştir. Bütün bunlar bizim isteğimizle de oluyor değildir. Dış güçlerin bize biçtikleri roller ve yeni oluşumlara gidilmesi sonucunda ki sonuçlardır. Bunlar bize, eskilerin suç saydıklarını kurtuluş haline dönüştürecek yapılanmalardır. Rejim artık laiklik ve irtica söylemlerini terk etmiştir. Bu ülkede zaten hiçbir zaman bu tehlikeler olmamıştı da. Ama birileri bunu böyle istemişlerdi. Şimdi ise neredeyse laik geçinmenin suç sayılması ihtimalleriyle kuşatıldık. Obama’yla gelen yeni dünya düzeni patronluğunda hedefler ve geleceğe ait gizli düşünceler değişti. Seküler elitizmin sorunsalı olmayanlar, halkın hayatının merkezindedir. Onların kabul etmedikleri şey, halkın içtenselleştirdikleridir. Problemleri yok sayma ve terörize etmek için yasaklama zihniyeti, gücünü aldıkları zihniyetlerce diskalifiye edilmiştir. Şimdi de aynı güç AB hak ve özgürlükler vererek, yasakladığı şeyleri iktidar ederek, başka bir amacı gerçekleştirmek üzeredir. Bizi laik- anti laik, Kürt- Türk, Alevi- Sünni diye ayrıştıranlar, bizi çok sevmiyorlar. Sadece bizim ellerimizle kuracakları yeni rejimle emellerine kavuşmak istemektedirler. Bu nokta da; halktan gizlenen gerçeklerin varlığı gerçeği ortadır. Birileri, gizli anlaşmalarla, ülkemizi her zaman yönetmektedir. Yani ülkede hangi düşünce veya rejim oluşturulursa oluşturulsun, adamlar kendi çıkarlarını iyi koruyup kollayacak rejimleri oluşturabilmektedir. Terör; Türkiye Devletinin anayasal tanımlamasında ki, darbe yapısından kaynaklanmıştır. Darbeleri yapanlar, ona iç ve dıştan destek olanlar, terörü halka karşı kullananların hepsi aynı yerden idare edilmiştir. Yasalarımızı, yargılarımızı, isteklerimizi, ötekilerimizi berikilerimizi yeniden düşünmek ve yeni bir geleceği birileri bize uyarlamasındansa bizim kendimize saygımızı geliştirmekten geçtiğini görmemizden gelmektedir. Hoşgörü olmadan demokrasi olmaz.Tank kafalarda, sivillere hayat olmaz. Sivilleri yaşatmak için sivil olmayan unsurları da sivilleşen bir iradeye tam teslim etmek zorundayız. Halkların özgürlük ve kardeşliklerini sağlayacak bir güç, milletin öz kültür ve geçmişinde saklıdır. BOP çerçevesinde ki görevimizin büyüklüğü bizi büyük yapmaktadır. Bize verilen rol büyük diye bizim büyük oluşumuz da tartışılırdır. Büyük bir milletin özüne yakışır bir dönüşüm için içinde bulunduğumuz sarmalı kırmamızın tek yolu gözükmektedir. Dost görünerek düşmanın içine sızmak ve imha olacakken, imha edebilmek. Varlığımızın yegane temeli ecdadımızın genlerinde kodlanmıştır. Bize yapılan her türlü by pas yaşatmak amaçlı değil, ölmemizi geciktirmek niyetiyledir. Bizi diri tutuyorlar, avlanmak için kobay olarak kullanmak istiyorlar. Sesimize gelecek, izimizi sürecek ümmeti kendi mehdilerinin gelişine zemin hazırlamak için kurgularını devam ettirecekelerdir.  |
• yok YORUM • YORUM YAZ! ARKADAŞINA GÖNDER!
|
| Türklük ve İslam -II- |
Dürüst olmak gerekirse Türklüğü Örf adet ve ananelerinden koparmak için bilinçli bir İslama karşı yapılanma var. Tam 3oo yıldır….
Dürüstlük mü? Estağfurullah. İnsan öldürmenin ve toplum mühendisliğinin neresi dürüstlük? 17bin faili meçhul (bilinen) bilinmeyen de bir o kadarsa var sen düşün gerisini… Bunlar Türk Milletini, İslamsızlığa mahkûm etmek için çalışan haçlı zihniyetinin öncü birlikleriydi. Devir döndü şimdi de artık Ilımlı İslam sonuçta revaçta. İslamsızlık, İslam’la böyle mücadele etti ama para etmedi, Sömürüye karşı öz bir İslami kıyamdan korkan emperyalist kâfirler, Laik yobazlıkla İslam’a karşı savaşına son verip, ılımlı İslam’la, gerçek salt İslam’ı savma peşindeler. Ben Müslüman’ım deyip de bu güdülenmeye göz yummak gafletini tarih asla affetmeyecektir. İmanı müsaade edenlerin, imanı hakikatte imanın sahibine haksızlıktır. Şike ve şakaya dayalı bir iman Yahudilerden bize miras mı kaldı yoksa. “Akıl etmez misiniz?” “Düşünmez misiniz?” “Onlar Kuran’ı düşünmüyorlar mı?” Türklüğü İslami köklerinden koparmanın bir diğer adı da ılımlı İslam projesidir. Büyük Ortadoğu projesinin bir diğer ayağı da Siyonizm’e hizmet eden bir Osmanlı’ya kapı aralamaktır. Yahudi düşünce adamları Amerika’da bunu dillendirmektedirler.2040 yıllarına bunu öngörmektedirler. Vahşetin böylesini yapanların adının ne olduğu önemli değil. Bunların Türk olduğunu söylemek de doğru olamaz. Bunların neseplerinde Türklük olamaz. Bakın adamların hemen hepsi başka bir nesebe dayanır. Piyonları Türk olabilir. İlmiye çığ denen kadında bunlardan biridir. Türk olan biri İslami değerlere bu kadar saldırmaz, saldıramazdı. Başörtüsüne Sümerlerde fahişeler takardı diyecek kadar İslam’a ve onun değerlerine savaş açamazdı. İslam hizmet etmiş bir milletin evladı İslam’a bu kadar fütursuzca saldırabilir mi? Sütü buna izin vermezdi. Demek ki ihaneti damarlarda aramak gerekecektir.. İnsanlara zulmeden ve zulümle insanları katletmenin yollarını arayan ve bulanların Ergenekon sanıklarından Prof. Bülent Obalı’nının biyolojik silah endüstrisi kurmak istemesini de bu minvalde idraklerimize sunmak lazımdır. Ergenekon hakkında bilgi sahibi olanlar bir bir öldürülmüştür. Bunlar üst düzey komutanlar, gazeteciler, proflardır. Bunların çoğu toplum mühendisliği içinde kullanılabilmiştir. İslam ve Türklüğü inceleme yerine adeta katil olma ruhunda boğulmak istenen bir Türklük geleceğinden söz etmek zorunda bırakıldık. Türkler aman diyene el kaldırmaz bir kültürün sahibidirler. Mazlum ve mağdur edilen halkları ölüm kazanlarında ve kuyularında öldürmenin adına Türklük diyemezsiniz. Ancak Türklüğü yok etme amaçlı büyük bir ihanet olarak görmek gerekir. Mazlumun yanında duran ruhunu boğanların Türklüğü de İslamsızlık kuraklığında kurutmak istediler. Kalksam ve dirilsem imanımla yücelsem! Kaynağına Gidin>>> |
• yok YORUM • YORUM YAZ! ARKADAŞINA GÖNDER!
|
| Türklük ve İslam – I |
Türklük ve İslam Tarihin derinliklerinden gelen beraber anılır isimlerken bugün Yenilmez Müslüman Türklerden bıkan haçlı seferlerinden bir sonuç alamadıklarından, düzenlenen tezgahlarla karşı karşıyayız.
Türk’ün karnını deşmekten zevk alacak olan batılı hain güçler ve onların uzantıları, sinsi bir birliktelikle İslam’ı yurdumuzdan atmak ve yeniden Anadolu’yu Rum diyarına çevirmek peşindeler. Birileri de bilerek veya bilmeyerek buna çanak tutmaktadırlar. Aslolan İslamsız bırakılan Türklüğü öldürmektir. Türklüğü İslamsız yaşar diyenin kendi ruhu ölüdür. Ya tarih bilmez ya da Türklüğü bilmezdir. Ya maşadır, ya uzantıdır. İslam’ı diğer dinlerden bir din gibi göstermek gayretlerinde de olanları görmekteyiz. Hayır, İslam çok yüce bir din ve Türkler İslam’la şereflenmişler ve İslam’la yücelmişlerdir. Hak ile batılı birbirine karıştıranların Türklüğe katacakları hiç bir şey olamaz. İslam’ın hayata kattıkları Türklerin hayatında var olanları diri tutmuştur. İslam Türklerin örflerini, adetlerini özünde var kılan bir din olduğu içindir ki, Türklük ve İslam isimleri özdeşleşmiştir. İslam’la Türklüğü ayrıştırma gayretlerine rastlamaktayız ki bu da haçlı zihniyetin ülkemizde yuvalanmış uzantılarının tezgâhında işlenmektedir. Özü deşmek ve leşi teslim almak için de Türkleri İslam’dan ayırma sevdalılarına bugünlerde çok rastlar olduk. Bu da yeni bir bölme oyunu olsa gerek. Hasan Ahmet EVLİYAOĞLU |
• yok YORUM • YORUM YAZ! ARKADAŞINA GÖNDER!
|
| Şehadet-i GAZZE ! |
 Gözlerim nehir, gözlerim yaş, gönlüm hüzün. Bugün yine öldüm Gazze Gazze diye diye... Dolduk yine hüznünle Gazze! Gazzem sana değil hüznüm kendime. Sana değil acınmak kendimize. Acınacak olan bir acziyet sende değil biz de. Seninle acziyeti kuşanmışlığı ve kuşatılmışlı bir kez daha gördük.
Bizi kuşatanlar, size silahlarla ölüm kusuyorlar. Bizim paralarımızı alıp sizi vuruyorlar. Kurşunlar İsrailden size ümmetin paralarından alınıp sunulan hediyeler gibi. Sana ölümü hediye eden bir millet olduk, ümmet olduk Gazze! Senin katilin İsrail,Dünya ve biziz Gazze! Kalplerimiz Gazze'de atıyor, Gazze diye atıyor.Günümüz gün değil, Gecemiz gece değil. Hava değil; nefesimiz Gazze! Ölüm indirmekte gök,Ölüm uzatmakta gündüz. Gece yatmakta ölüm yatakta seninle.Ölüm ölmekte senin yanında. Ölümü kuşanan Şehir, insanlık kendini öldürmekte seninle. Sen hayatın anlamında anlamsın.Sen bize hayatın ölümle kardeş olduğunu hatırlattın. Sen hayatı varedenin ölümü de yarattığını hatırlattın.Sen bize amelin imana işaretisin. Seninle kuşandık bizi yeniden davayı.Seninle kuşandık geçmişten geleceğe bütün iklimleri. Yaşadık tarihi yeniden seninle. Tarihteki yerimizi gösterdin bize. Sen bize değer verdin,bizim sana veremediğimiz kadar! Ölüm sağnak sağnak yağmakta mevsim kış oralarda.Gözyaşlarıyla karışık kan serpiştirmekte bedenler. Her yer kan revan içinde. Toz bulutuna inat dumanlar tütüyor yangın yangın! Etler lime lime ayrılırken kemiklerden, ölümü de utandırdı, sana vuran zalimler! Ölüm utandı, senin ölüşünü kıskandı ölüm. Ölüm hiç cennet sunmamıştır sana sunduğu kadar! Ölüm hiç utanmamıştır sana olanlar kadar. Hitler, mussolini, Haccaclar zalim görmedi tarih İsraili gördüğü kadar.Vahşete denk bakışlar suskun hala! Vahşet vahşet sessizlik! Zalimler kana doymayacak, seni yeniden öldürmek için çekilecek.Yeniden taze ölümlere susayınca gelecek.Vampirlere inat kan emici İsrail. Sel olmuş kanlı yaşlar, boğuyor duygularımı. Ağlıyorum ağlamak değil.Kan karışmayan yaşlara ağlamak mı denir senin yanında. Duygu mu kaldı senden bize. Senin yanında duygulandığını söylemek bile abes.Utandırdın bizi. Utanmaz ümmeti utandırdın sen Ey Gazze! Sana yapılanlar süpürdü insanlığımızı, kaldırdı merhametlerimizi, ümmet oluşumuzdaki vasatlığımızı. Kalk ve diren ey ümmet! diyen direnişinle! ümitlerimizi kotaran millet oldunuz! Ümmetin dirilmesinin vesilesisiniz! Sizin ümmetin çağdaş Kerbubela'sısınız! Siz kuşatılan şehrin mazlumları, kanlarınızı ödeyecekler bedelini siyonistler! Sana susan,sana firavun gibi bakanların tahtları yıkılacaktır birer birer. İşbirlikçiler iç acıtmakta.Ümmetin iç dağları büyüdü beyaz beyaz, kar yağdı kan kırmızısı.Şehadetin gülleri açtı, imanlandı gögüslerimiz. Gönüllerimizde ateşler alev alev İsraili yutacak bir nar-ı ebed oldu. Sen yüksel imanın abideleşen yüreği Gazze'm. Sen kenetleşişimizin harcı oldun. Seninle yeniden ümmet olduk. Ümitlendik ümmetsel dirilişe tuttuğun ışıkla. Şahadetin zalimleri boğacak,mazlumiyetin Allah'ın inayetine mazhar ümitleri yeşertecek, istikbal İslam'ın olacak. İstikbalde sen başşehir olacaksın Gazze'm.Başımızın tacısın sen. Sen direnirken biz dirildik.Sen ölürken nice ruhlara hayat bahşettin. Tevhid-i Kardeşliği yeniden hissettik seninle.Tevhidi bu kadar yaşanılası hissetmemişti yüreklerimiz. İlk defa kan, ilk defa düşman bizi bağladı birbirimize. Ellerimiz semaya açtık, duadayız. Teheccütlerde kıyamlar. Dualar secdeler ıslatmakta. Secdeler ıslak. Ümmet duayı hatırladı.Ümmet kendini tanıdı.Kimliğine adım adım geldi seninle Gazzem.Sen bizim kimliğimiz oldun.Şerefimizsin sen.Sana Şerefsizlik yapana asla merhametimiz olmayacak. Asla affetmeyeceğiz onları. Her yerde Yahudi siyonizme cephe açtık. Kurşun gibi ağır olacak bir bedeli ödeteceğiz. Sizin ödediğinizden ağır bedeli ödeyecekler. Sana söz veriyoruz Gazze'lim! Tepkisiz teslimiyette olanlara yazıklar olsun. Zalimlerin yanında duranlara Cehhennem helal, Cennet haram olsun! Alış verişimde haram helale dikkat etmek için yahudi mallarını, amerikan ve ingiliz mallarını almayacağıma söz veriyorum.Şimdiye kadar ayırmadık onları insan bildik.Onlar bizleri dinlemediler kardeş Gazzemizi öldürmek silmek yok etmek istediler. Biz ölümü cennet bilm,iş bir milletiz.Ölümü savaşla değil, ekonomik sarışla kuşatacağız.Bitişlerinin başlangıç miadısın sen O siyonistlerin. Dünya siyonist olmuş, esir olmuş siyonizme, çıt yok! Sessiz bir köy gibi dünya. Gazze'li avına çıkmış insanlık düşmanlarını seyrediyor. Amelsiz iman gibi duruyor tepkisizlik. İmanın amel olası halini haykırdın sen! İman ameldir, kavil değil sade, yürekte bir kordur. İçin için ateşi, ısıtır içimizi. İsrail orda, burda, şurda... Dünya İsrail olmuş. İsrail İslam ümmetini esir almış. İçeri sızmış, devamlı teyakkuz halindeler. Gizli bir el,şirket, siyonist amaçlara hizmet eden global(!) siyonistler ve yardımcısı protestan - siyonist - evanjelist amerika! Şuuru bulandırılmış bir ümmetten aydınlanan bir sürece seninle girdik Gazze'm! Sen ümmetin şuurunu açansın. İslamı asra bütün mazlumiyetinle haykırdın. İnsanlığı ölmüş dünyaya, insanlığı hissettirdin! Seninle yeniden insan olduk Gazze! Şehadetin mübarek olsun! Şehitlik ölüm değil ki, ölüm ölür şehitlerin yanında. Şehadetin islam'ı öğreten bir mektebtir. Şehadet bir çağrıdır tüm nesillere ve çağlara... |
• yok YORUM • YORUM YAZ! ARKADAŞINA GÖNDER!
|
| Kutsal Terör’e : “ârun aleykum” |
 Tevratı okuyan, nasıl bir milletle karşı karşıya olduğunu anlar. Kendi kitabını, Kur’an’ı okumaktan acizlenen müslümanlardan bunu beklememiz beyhude gibidir. Utanmaz bir haldeyiz. Kur’an’sız bir hayatın müslümanları ancak ondan uzak durarak olunabilirdi. Bizi Kur’an’dan uzaklaştıranlar bugün bu Gazze terörünü yapanlardır. Osmanlıyı yıkanlar, Gazze’yi bombalayanlardır. Laikliği Ülkeye dayatanlar da bunlardandır. Lozanda bunu bize kabul ettirenler ve edenlerinde müslümanlar olduklarını söylemek safdillikten başka birşey olamaz.
Bu terörün temelleri Basel’de 1879 da atılmıştır. Adolf Hitler’in sağ kolu olan bir Yahudinin marifetiyle, Alman Yahudilerini göçe zorlamak ve İsaril’e gitmelerini sağlanmıştır. 1950-59 yıllarında kuzey Irak’ta yaşayan Kürtleri İsrail’e göçe zorlamak ve ikna olmalarını sağlamak için bombalama olaylarını yapan da Yahudi terörüdür. Sonuçta bu 9 yılda 120 bin Kürt yahudisi İsrail’e göçmüştür. İsrail’i tanımak için Kur’an’da Yahudilerin özelliklerini iyi okumanız gerekmektedir. Yahudiyi tanıyanlar, Mısır C.başkanıyla tokalaşıp, Başbakan’la da görüşüp saldırıyı yapanların cibilliyetlerini bilmemeleri ayıptır. Sayın Başbakan onların özelliklerini tarihten ve Kur’an’dan bilmesi gerekir. Sukut-u hayale uğramasına şaşıyorum. Onların Peygamberimizle anlaşmalarına asla sadık kalmadıklarını ve O’nu öldürmek için Müşriklerle işbirliğini gizliden yaptıkları, içerdeki münafıklarla işbirliğinde oldukları ve gizlice fikirler verdikleri bilinmektedir. İsrail’in katliamlarına ağlayanların hayatlarına dönüp bakmaları gerekir. Hayatımızın her anında, yahudi mallarıyla kuşatılmışlığımız var. Bir Coco Cola’nı Siyonizmi beslediği ve 97 yılının bütün dünyadaki hasılatını İsrail’e hibe ettiği bilinen bir gerçektir. Terör bizim kendimize gelmemize vesile olmalıdır. Boykot’la en büyük terörün ne olduğunu ümmet anlatmalıdır. İsrail kendi varlığını emperyalist yayılmacılığını kışkırtıcı inancına bağlasa da bu onların sonlarını da hızlandıran bir unsur olacağını görmelidirler. Kuru protestolarla İsrail boykot edilmiş olmaz. Bütün Siyonist malları boykot edilmelidir. Müslüman ülkeler İsraille diplomatik dille, elçilerin çekerek ve konsolusluklarını kapatarak rest çekmelidirler. Ülkemizde silah anlaşmalarını, bağlantılarını açıklayıp, İsrail’le ilişkilerini askıya aldığını açıklamalıdır. Büyük İsrail hedefine ulaşmak içintemel araçlarından biri olarak gördükleri şiddetin kökeninde dini metinlerde ki “Kutsal Terör” anlayışı yatar.
Muharref Tevrat’ın I. Samuel kitabının 15.babda şiddete zemin hazırlayacak düşündürücü ifadeler vardır: “Orduların Rabbi şöyle diyor: Amalek’in İsrail’e yaptığını, Mısır’dan çıktığı zaman yolda ona karşı nasıl durduğunu arayacağım. Şimdi git Amalek’i vur ve onların herşeylerini tamamen yok et ve onları esirgeme ve erkekten kadına, çocuktan emzikte olana, öküzden koyuna, deveden eşeğe kadar hepsini öldür.” Tesniye kitabı 7.babda: “Ve Allah’ın Rab onların senin önünde ele vereceği ve sen onları vuracağın zaman, onları tamamen yok edeceksin; kızını onun oğluna vermeyeceksin ve onun kızını oğluna almayacaksın. Çünkü sen Allah’ın Rabbe mukaddes bir kavimsin; Allah’ın Rab yeryüzünde olan bütün kavimlerden kendine has bir kavim olmak üzere seni seçti. Kur’an-ı Kerim’de Maide Suresinin 82.ayetinde Allah (C:C): “İnsanlar arasında mü’minlere karşı en sert düşman olarak Yahudilerle müşrikleri bulacaksın...” buyurmuştur. Terörü kutsayan inancın sahiplerine ve Onları dost kabul edip hala ellerini sıkan “Bel’am”lara diyoruz ki: “ârun aleykum” “ârun aleykum” “ârun aleykum” |
• yok YORUM • YORUM YAZ! ARKADAŞINA GÖNDER!
|
| Dostluk, Kinle Kurulmaz |
 Futbol maçı dolayısıyla Ermeni ve Türk ırkçılığı adına zılgıt mı çekilmek istenmektedir. Birileri ille de korkular ve endişeler üzerinden siyasi oy tahvili derdinde. Basitleşen ifadelerle doldular. Sanki siyaset değil, Ümraniye çöplüğü gibi bir yapı var. Ya koksun ya da korkutulsun istiyorlar.
Maçları savaş, savaşları maç sanıyorlar. Gerçekleri değişmez doğrular haline getiremezsiniz. Gerçekler olmuştur ama olacak gerçekler farklı olabilir, olmalıdır da. İstemeyebilirsiniz, karşı da çıkabilirsiniz, endişeleriniz veya korkularınız da olabilir ama bunu devlet politikası haline getirirseniz geleceğinize, evlatlarınıza ihanet etmiş olursunuz. Devlet şahsileştirilmiş kinlerle yönetilmez. Burası bir kabile devletçiği değil. Önceki yazımda okuyucum merak ettiğini belirtiyor Sayın Cumhurbaşkanının Ermenistan’a maç davetine icabeti konusunda ki düşüncelerimi. Bu ziyaretin Türklüğe veya İslam âlemine ne faydası var diye soruyor. Ermenilerin geçmişte ve elan neler yaptığını ve yapmakta olduğunu biliyorum. Dedem Ermenilerin zulümlerini görmüş ve onlara karşı cephe de bizzat savaşmış bir çavuştu. Kin ve öfke insanın bünyesini zehirler. Toplumları da zehirler. Yanlışlar yanlışlarla düzelmez. Bizim kin ve öfkelerimizi birileri kullanmak istiyor. Geçmişte Ermenileri kullandılar, bugün de kullanmaktan çekinmiyorlar. Dün asala, bugün Ergenekon ne farkı var. İkisi de bizi öldürmekle meşguldü. Ama ikisini de kullanan güçler aynı değil mi? Türklüğün örfünde davete icabet vardır. Davete icabet İslam’a göre de sünnettir. “Davet edildiğin yere erinme, davet edilmediğin yerde de görünme” Davetten kaçınmak ve uzak durmak Dünyada Türkiye’nin büyüklüğüne yakışmazdı. Uzanan bir dalı beğenmemek, daveti edeni değil, daveti kabul etmeyeni küçültür. Duygularla siyaset olmaz. Siyasi yönelimler, marjinal söylemler değildir. Marjinallikte fikir değildir. Laboratuara girip analiz edilmemiş geçmiş ve gelecek tahlilleri eksik bir fikirle memleket idare edilmez. Cumhurbaşkanının kamuoyu yoklaması yaptırması da çok önemli. Halkın görüşüne, cumhurun isteğine uygun hareket etme isteği de, halka değer verildiği düşüncesini doğurmuştur. Gitmediğiniz yer sizin değildir. Biz büyük bir devletiz. Ermenistan ise öyle mi? Çağımızda ilişkiler devletlerin gelecek ve kazanımları üzerine oluşurken, geçmişe takılı kalmak, yetmez. Ülkenin ilerlemesinden gocunanlar mı var. AB ve ABD atılan adımlardan mutlu oldular. Mutlu ve umutlu olmak güzel değil mi? Ülkemizin nasıl vazgeçilmez bir ülke olduğunu ve cazibesini ne kadar artırdığını da görmek gerekir. Büyüklük hamaset duygular ve söylemlerle oluşmaz. Büyüklük, akıl ve idrakle düşünerek, adımlarımızı tartarak atmamızla oluşur. Sırf Ak Parti’ye ve onun seçtirdiği Cumhurbaşkanına karşı çıkmak adına söylenenler çok çirkin, seviyeden yoksun ifadeler. İlk defa Erivan’a bir Cumhurbaşkanımız gidiyor. Bu tarihi bir olaydır. İlerde tarih bunu olumlu veya olumsuz olarak değerlendirecektir. Ama tarih, muhalefet olsun diye söylenen içi boş söylemlerle oluşmaz. Tarih onları kaydetmez. Tarih olanları sözlerden daha kıymet verip yazar. http://www.gencmusalli.com/archives/628 http://www.sonsayfa.com/Kose-Yazarlari-H-Ahmet-Evliyaoglu-41.html http://www.rizegezgini.com/hasanevliyaogli/hasanahmet.asp http://anadoluhaber.blogspot.com/2008/09/dostluk-kinle-kurulmaz.html |
• yok YORUM • YORUM YAZ! ARKADAŞINA GÖNDER!
|
| Masum Bir Ziyaret Değil! |
Emekli generalleri ziyaretin amacının ne olduğu konusunda çeşitli yorumlar yapılmaktadır. Bizim bakış açımız da, Sayın Başbakan’ın maslahatı gözeten açıklamasına yer vermekle birlikte yapılanların anlamlandırılmasında Sayın İlker Paşa’nın durumuna da göz atmak gereğine işaret emek gerekecektir. İlker Paşa için iddianamede “güvenilmez” denilmesinin, kendisi açısından arkadaşları arasında psikolojik bir baskı oluşturmuş olabileceği aşikârdır. Bizi bunu kişilik ve bakış açıları cihetiyle de değerlendirmemiz gerekecektir. Ziyarete gidenle, gidilenlerin Kıbrıs’tan arkadaş olmaları, bazı bilgi ve belgelere vukufiyette ortak olma bakımından da yakınlık doğurması şüphesini de içerisinde barındırabilmektedir. İnsani açıdan bir ziyaret olarak açıklamak, gerçeklerle örtüşmeyecektir. Bu sıradan insanların bir dışarıda buluşmasını da içermiyor. Belli kanun ve kurallar çerçevesinde görüşmeler olur. Bunlar, ancak soyadı benzerliği olan akrabaların ziyaretine izin vermektedir. Ziyaretlerin kanunlarda belirtilen ölçüler dışında olduğunu biliyoruz. Bu ziyaret, soruşturmaya tabi bir içeriktedir. Kanun tanımaz bir yapı içerisinde gerçekleşen görüşmedir. Kanun tanımazlık ille çetelerle olmuyor. Bazen de çetelerin içerdeki bağlantılarının onları çete yaptığını da unutmamak gerekir. Bu bağlantılarda ki bir sökük, ipin ucunu kaçırmaya ve kanunsuzluğu gücü olana mubah kılar bir anlayışı topluma hâkim kılmaktadır. Kanun önünde eşitsizlik doğurmuş bir durum var. İnsani amaçlı da olsa kanunlar önünde eşitlik ilkesine zarar verilmiştir. İnsani amaçla açıklamakta, yeterli değildir. İnsani amaçla niçin İlhami Erdil Paşa ve Veli Küçük Paşalar ziyaret edilmemiştir. Ortada bir garabet olduğu bellidir. Bu sadece koltuk sahiplerinin değiştiğini gösteren bir olay değildir. Kişilerin veya kurumların değişimiyle oluşan, izahı zamanla daha iyi yapılacak değerlendirmelere muhtaç bir durumdur. Sayın Paşa’nın gelecekte ülkeyi yeni krizlere sürükleyecek açıklama ve davranışlar içine girmemesi temennimizdir. Çünkü onların davranışları ve demeçleri toplumsal barışa katkı sağlamalıdır. İnsanların kanunlara karşı güvensizliğini ve verilecek kararları zan ve töhmet altına alacak davranışlara girilmiştir. TSK’yi kurum olarak ta yıpratacak bir davranıştır. Kurum olarak davranışa sahip çıkılması da ilginçtir, bir kanunsuzluğa sahiplenmedir. İlker Paşa’nın doğuya yapığı ziyaret ve sivil toplum yetkilileriyle yaptığı toplantılar da yeni açılımı göstermekte ve ümit vaat etmektedir. Toplumsal barışa katkı sunmanın yolu şefkati yaymak ve hissettirmekle de ilgilidir. Suçlu olma ihtimali bulunanları, tutukluları TSK adına ziyaret toplumda güveni zedeler. Endişeyi körükler. Bu ülkede BÇG gibi oluşumlar da böyle oluştu. Ben yaptım oldu demekle sorumluluk makamında olanların davranışlara girmesinin mümkün olmaması gerekir. Herkesin hesap verebildiği daha çağdaş bir demokrasi için eleştirilerimiz olsun. Unutmayalım ki, Darbeci generaller, YÖK üyeleri ve Rektörlerle görüştüklerinde de TSK adına, zamanın genel Kurmay Başkanı sahip çıkmak zorunda kalmıştı. Şimdi İlker Başbuğ da buna baskılar sonucunda bu ziyarete izin verdi ve sahiplenmek zorunda kaldı. İnsanlar bazen benimsemese de, yapmak zorunda kalabilecekleri hareketler içine itilebilmektedir. Bu ziyaretin, hala Ergenekon’un ne kadar, muktedir olduğunun da bir kanıtı olarak görülebilir. |
• yok YORUM • YORUM YAZ! ARKADAŞINA GÖNDER!
|
| AHMEDİNEJAD’IN FİLİSTİN YORUMU |
İran Cumhurbaşkanı Sayın Ahmedinejad ülkemize bir dizi görüşmeler için geldiler. Gelmeden önce Mithat Bereket’in sunduğu programa konuk oldular. Bir dizi sorulara cevap verdiler.
Gördüğüm Türk halkının nabzını çok iyi tutmayı bildiğidir. Sayın Baykal’dan daha iyi, halkımızın nabzını tuttuğu kesin. Güzel olumlu mesajlar verdiler. Sorular içinde; bayağı olanları, komik duruma düşülenleri de vardı. Çok istikrarlı, kendinden emin ve alçakgönüllü kişiliği ile bizim batı taklitçisi liderlerden daha şahsiyetli duruş sergilemekteydi. İran Cumhurbaşkanı Filistin ve İsrail’e ilişkin fikirlerini açıklıyor: Her demokrasi ve insan haklarından sorumlu ve demokrasiden yana insanın vicdanı ve insafı kurutulmamışların da onayacağı düşüncelerdi. İsrail’in varlığı başlı başına bir problemdir. İsrail diğer devletlerden getirilen vatandaşlarla oluşturulmuş ve terörle beslenen bir devlettir. Baskı ve tehditle, haksız bir şekilde evlerinden edilen Filistin halkının evlerine ve arazilerine yerleştirilen başka ülkelerden getirilmiş Yahudi insanlarla oluşturulmuş bir halk kitlesine sahip. Kendisini ulvi bir gayeyle besleyen bu ülkenin hedefinde; İran, Irak, Türkiye, Mısır, Sudan, S.Arabistan toprakları da var. Buna Muharref Tevrat’taki ifadesiyle “arz-ı mev’ud” diyorlar. Bu ülke sadece bir Yahudi devleti değildir. Siyonist fikirlerle beslenen bir terör devletidir. Gerçi huzurları da yok. Hem Filistinlilerin hem de Yahudi halkının huzurunu dinamitleyenler Siyonistlerdir. İdeallerinden vazgeçmişçesine ülkenin etrafına aşılmaz duvarlar örerek ulvi gayelerinden de vazgeçmiş görünüyorlar. Buraya toplanan zavallı Yahudi insanlara da, ülkeyi hapishane haline getirdiler. Filistin’e Yahudilerin yerleştirilmesiyle zorlama bir devlet oluşturulmuş ve Ortadoğu’nun huzuru dinamitlenmiştir. Huzuruna kastedilenlerdeniz. Ama bunu bile anlamayacak kadar empire beyinlerimiz… Filistinliler kendi evlerine ve yerlerine dönse ki -bu en tabi insan hakkıdır- İsrail diye bir devlet olmadığı görülür. Halkoylaması yapılsa yine böyle bir devletin olmayacağı, olamayacağı da görülür. Bütün mesele hallolur. Yurtlarından edilen ve İsrail’e zorla göç ettirilen insanlar da geldikleri yerlere dönerler. Şeklinde özetlenecek düşüncüler serdettiler. İleri de Türkiye’nin kuruluşu ve Yahudi devletinin kuruluşu arasında ki bağlantı ve rastlantılara tarihsel perspektifle bakacağız. Bazılarının iddia ettiği gibi Türkiye Cumhuriyeti gizli bir Yahudi devleti ya da sömürgesi olarak mı kurulmuştur. Soru işaretlerinden kaçarak karanlıklara ışık tutamayız. Sorgulamadan esaret zincirlerini kırmak, sömürgeden kurtulmak mümkün gözükmüyor. Karşımızdakini tanımadan kendimizi de tanıyamayacağız. Çünkü karşımızdaki bize, bizi yanıltıcı ayna tutmaktadır. İsrail’in kuruluşu ve bugünlere gelişinde hep kan ve gözyaşı vardır. Yaptığı vahşetle, kanla beslenen vampirlere rahmet okutur. Parçalanmış cesetler, evleri gece uyurken başlarına yıkılmış, göçük altındaki cesetler, ne ile yakıldığı belli olmayan(büyük bir ihtimalle kimyasal silahlarla)yakılmış ve kömür haline gelmiş cesetlerden söz edilince insanın bunlara tüylerinin diken diken olmaması mümkün değildir. Bizim ülkemizin derin yapısını oluşturan ve bu ülkeyle ilişkileri ileri seviyede tutanlarda lanete muciptirler. İsrail Devleti’nin yaptığı terörü görmezden gelmek bu vahşete ortak olmaktır. Katil olmak için ille öldürmek gerekmez. Katilin elini sıkmakta ruhen katil olmak değil de nedir? Bu diyalogda şunu çıkardım ki, Filistin sorununda, bizim Siyonist Yahudi ağızlı medyamızla ve devlet olarak ilgimizin, İran’ın arkasında nal topladığıdır. Her devlet büyüklüğünü böyle uluslar arası diyaloglarda ve tesir ettiği alanlar mesafesinde, söz sahibi olduğu nüfuz kadar büyüktür. Filistin sorununda bizim Siyonizm’in kuyruğunda olduğumuz hissine kapıldım. Sanki bizim hiçbir tesirimiz yok. Onların bize tesir ve icraatlarından sarsılacak bir kırılgan ekonomi ve büyük müttefikimiz Amerikan ağzıyla bölgede aldığımız inisiyatiflerin de ülkemiz için bir gelecek düşüncesiyle planlanmış ve atılmış adımlar olmadığını görüyorum. Şimdiye kadar Müslüman halkımızın hislerine tercüman bir çıkış ve işlem görmedik ülkemizden. Onurlu bir duruşumuz olmadı. Sadece maslahat gözetmekle siyaseten tavır almamakla geleceğimiz için bir şeyler yapmadığımız ve yapmayışımızın ağır faturalarını ilerde bizim çocuklarımın ödeyecek olmasından mustarip olarak bu konulara da eğilmek gereği hissettim. Ak Parti hükümetini arabulucu girişimleri de, bu minvalde ülkemiz adına bir başarı filan da saymamız safdillilik olur. Siyonizm’i bilenler bunun da bir oyalama taktiği olduğunu bilirler. Golon Tepeleri’nden çekilmeden görüşmenin anlamı yok. Sayın Ahmedinejat’ın dediği gibi; “Golon tepelerinden çekilirse ki bu onların sonu demektir”, bunu hiçbir aklı başında Siyonist yapmaz, yapamaz da. Bunların Siyonizm ekmeğine sürülen yağlar olduğunu, bunun bir sinsi planın parçaları olduğunu ve ülkemiz iç siyaset dengeleriyle de bağlantılı bir süreç olduğunu düşünüyorum. Gerçek olan tek şey; Sayın Esad ve Sayın Erdoğan’ın da, bu işin olup olmayacağını bildiğini ve sadece halkları nezdinde kendilerini kurtarmak amacındalar. Ak Parti Hükümetinin halkımızın özgürlük talepleri önündeki engelleri kaldıramadığını ve iç siyasette şahsiyetli bir işlem yapamadığı için kendine dış siyasi oyalanmalar bulduğu düşüncesindeyim. İçerde yargısal darbeyle ağzından alınan emziğin, iç çekişlerini dışarı dönüp yüzünü gerçekleştirmektedirler. Ak Parti’yi içerde sıkıştıran güçlerin, dışarı da kullanıma açık hale getirdiğini de belirtmek lazımdır. Bu soğuk savaşın da, nasıl yapıldığını bilmekle ilgili bir durumdur. Soğuk savaşın, sıcak etkilenmelerini biz yaşıyoruz. İçimizde ki olayları, dışımızdaki olaylarla bağlantılı düşünürsek daha sağlıklı kararlar vereceğimiz kesindir. |
• yok YORUM • YORUM YAZ! ARKADAŞINA GÖNDER!
|
| Gürcistan Savaşını İyi Okumak |
Kendi çıkarlarının korunması için Amerika ve Rusya’nın yaptığı gizli anlaşmaları var. Bu müdahale, Amerika’nın Irak’a müdahalesini andırmaktadır. Soygun ve sömürü düzenlerini devam ettirmenin, çıkarlarını korumanın planlarını uyguluyorlar. Savaşlar gizi hesapların yanıltıcı görüntülerinden başka ney ki şimdilerde. Bu bir Rus - Gürcü savaşı değil, bu bir gelecek savaşıdır. Bu savaşlar gizli olarak Türkiye’ye karşı planlanmaktadır. Türkiye’nin büyümesine ve gelişmesine engel olmak ana amacındalar. Asıl amaç saklanmaktadır. Nasıl ki, Saddam Kuveyt’e girdi ve Amerikan müdahalesini dünya kamuoyunda meşruluk kazandırdıysa da Sarkaşvili de G.Osetya’ya Amerikan gazı ile girerek, Rus müdahalesine zemin hazırlamıştır… Meşruluk katmıştır. Saddam gibi, Sarkaşvili’nin de Amerikan adamı olduğu belli durmaktadır. Sömürünün geleceğini ikame planlarıdır. Bu planlar sadece gelecek bina etmekle de yeterli görünmediğinden, şuan da çok kazanma planlarına giren hesapçılarda bu işin içinde. Gelecek 30 yıl içinde, petrole talebin biteceği kuşkusu ve endişesi ile Petrol fiyatlarını aşırı zamlandıran dünya para babalarıdır. Silah tüccarları da bu kirli savaşların aktörlerindendir. Bu Gürcistan üzerinde, Rusya’nın denetim kurmasını getirecek, böylece Rusya enerji nakil ve geçişinde by-pas edilişinin acı faturasını Türkiye’den çıkartacaktır. Son demiryolu hattı açılışları da, işi çizgisinden çıkarmıştır. Türkiye’nin kalkınma hamleleri her zaman sekteye uğratılmaktadır. Bunu Amerikan marifetli iç çeteler ve gladyolar yapıyorlardı. Şimdi Türkiye gittikçe kıskaca alınmaktadır. Türk milleti olarak gözümüzü dört açmalıyız. Bize gösterilen yönlerinin dışında bu savaşı okumalı ve siyasi kararlarımızı ona göre almalıyız. Bize dost gibi yaklaşan sinsi düşmanımızı fark etmezsek, fark ettiğimiz de iş içten geçmiş olacaktır. Türkiye’yi yönetenler, Amerika’nın dümen suyunda olan - olmayan laikçiler veya ılımlı - ılımsız İslamcılar, Milliyetçiler, Kürtler ve Türkler, herkesi anlaşılır bir dille uyarmalı. Kendine güzel bir yol benimsemeli ve bunu da halkımıza güzelce anlatabilmeliler. Bu belki de Ülkenin ekonomik büyümesinin de temelini oluşturmaktadır. Enflasyondan da daha mühim bir şeydir. Ülkemizin ilerlemesi için, zincirli ateş çemberlerinden kurtulmalıdır. Sorun dünya sömürüsünün efendileri ve onların yerli kuklalarından kurtulacak bir halk uyanışıyla mümkün olacaktır. G.Osetya’ya müdahale zamanı ilginç. Enerji ve Ekonominin devleştireceği bir ülkenin temellerinin atıldığını gören Amerikan ve Rus emperyalistleri duruma daha fazla seyirci kalamazlardı, müdahale kaçınılmazdı. Türkiye’ye savaş açmak ta olmazdı. O halde bir bahane lazımdı. O da Amerika’dan geldi. “Hadi aslanım, kim tutar seni arkanda ben varım”, dedi Amerika. Bunlar danışıklı dövüşten başka bir şey değil. Amerika ikiz kuleleri yıktırdı. Bunu bile bile yaptı. Ne kadar insanına kıydı. Burada birazcık Gürcü ölmesinin ne sıkıntısı olabilir ki. Ama dikkat edin, ikiz kuleler yıkılırken, bir tane Yahudi’nin burnu bile kanamadı. Burada da, dünya para babalarının, petrolü kontrol etmelerine, fiyatları artırmak için bahanelerine yardımcı olacaktır. Enerji koridoru olmak isteyen ve bunu Rusya’yı ve Ermenistan’ı dışarıda tutarak yapan Türkiye’ye haddini bildirmek amacı da vardır. Dünya bize İslam Dünyasının lideri gözüyle bakıyorken, bizim içimize de öyle kumpaslar kurdular ki, ne İslam önderliği, ne de başka bir birlikteliklerle ilerlemek, ekonomik sıçramalar yapmak mümkün görünüyor. Bizim ilerlememizi önlemenin bütün yollarını biliyor ve beceriyorlar da. Sadece çıplak olarak savaşı görürsek, asıl yenilgiyi biz almışız demektir. Irak’a müdahaleye seyirci kalmamız bile, geleceğimize kasttır. Şimdi de bu savaşa seyirci kalmamalıyız. Hatta Rusya’ya boru hattımız için gerekirse nota bile verebilmeliyiz. Geleceğimizi başkaları kurmamalıdır. Geleceğimizi yönetmezsek, gelecek başkalarınca yönetilirse, geleceğimiz başkalarının olacaktır. Çemberi daraltıyorlar. Böylece yakın bir gelecekte de bize müdahalenin altyapısını oluşturmaktadırlar. Amerika ve Rusya komşumuzsa çok dikkatli olmamızın gereği ortadadır. Amerika (Kapitalist)den müttefik, Rusya ( komünist)den de dost olmaz. İkisinin düşman oldukları tezi de aptalcadır. Yıllarca dünyayı kutuplara ayırıp sömürenler de bellidir. O halde her ikisine de sahip olanlar onlardır. Nato’cu komünistlerimizden, Kübacı milliyetçilerimize uzanan yelpazede istikrazsızlıktan gayri ne kaldı hafızalarda… |
• yok YORUM • YORUM YAZ! ARKADAŞINA GÖNDER!
|
BÜYÜK DOĞU MİMARI HAYATINI ANLATIYOR
|
BÜYÜK DOĞU MARŞI RESME TIKLAYINIZ
|
|
| |